Londra Maratonu, sadece bir yarış değil; dünyanın en ikonik parkurlarından biri, binlerce koşucunun ve yüz binlerce izleyicinin sokakları doldurduğu gerçek bir şehir festivali. Her yıl 50.000’den fazla koşucunun katıldığı bu büyük gün öncesinde, daha önce bu deneyimi yaşamış ve hâlâ koşunun içinde aktif olan Berfe ile konuştuk. Hem kendi koşu hikâyesini hem de Londra’daki koşu kültürünü anlatırken, maratona hazırlananlar için son haftaya dair önemli tavsiyeler paylaştı.

Kahvenizi alın ve koşuya çıkmadan önce güzel sohbetimizin tadını çıkarın. Ben Berfe, bir kısmınızın bildiği gibi No Reason pacer’larından (biraz uzakta kalmış pacer’larından). Üç sene önce hayatımız bizi Londra’ya yönlendirdi. Ben de bazılarınız gibi zamanla başka sporlar da yapmış, kiminde yarı profesyonel olarak yer almış biriyim. Koşu da bunlardan biri ve artık hayatımın da bir parçası diyebilirim sanırım.
Çoğu kişi gibi hayatımın bir döneminde koşuyu sevmediğimi söyleyerek başlayacağım. Geçmişte yüzme, kürek gibi başka sporlarla uğraşıyordum. Üniversite yıllarında birkaç yakın arkadaşım Nike Run Club ile koşuyordu, hatta pacer’dı. Koşuya gitmem için ısrar ederlerdi ama asla kabul etmezdim.
Sonra bir gün diğer sporları yapabilmek için ya bir yere gitmeye ya da birine ihtiyacım olduğu fikri beni koşuya bir şans vermeye itti. Ve itiraf etmeliyim ki koşmaya başladığım ilk zamanlar hâlâ sevmiyordum. Bu sürede Nike ile arkadaşlarımla koşmaya başladım ki bu da devam etmemde büyük bir etkendi. Sonra bir gün koşuyla barıştık ve bir daha ayrılamadık.
Bugün ilişkimiz nasıl dersen, kendisiyle arada didişsek de mutlu bir birlikteliğimiz var. Koşu bana spor dışında da birçok şey kattı, katmaya da devam ediyor. Belki bazılarını fark etmemiş bile olabilirim henüz. Benim için sanırım ilk sıralarda gelen, uzun koşarken yaşadığım zihin rahatlığı ve koşu sayesinde hayatıma giren insanlar.
Nike ile başlayan pacer’lık maceram No Reason olarak büyük bir heyecanla devam etti. Sanırım kısaca cevaplamak çok zor, biraz da duygusal bir konu. Öncelikle bizimle koşmaya gelen herkese şunu söylemek isterim: Gerçekten büyük bir emek var bu işin arkasında.
Ekip olarak her zaman uyumlu olmak mümkün değil ama biz hep birbirimizi anlamaya çalışan ve birbirini tamamlayan bir topluluk olduk. İnsanları da bunun bir parçası yapmaya çalıştık. Hep söylerim, herkesi koşturmak bana çok keyif verir ama özellikle yeni başlayan ya da ilk yarışını koşanlar benim kalbimde bambaşka bir yerde.
Bir ekibin parçası olmayı ve işleyişini çok iyi kavradığım bir deneyim oldu benim için. Birçok farklı yaşta, vizyonda insanla etkileşime giriyorsunuz ve bu size bambaşka bir pencere açıyor.
Eklemeden olmaz, çok güzel insanlar hayatımdan geçti ve kimileri de kaldı. İnsanların askerlik anısı anlatması gibi ben de kendimi No Reason anılarımdan, dostluklarımdan bahsederken buluyorum. Bir de unutmadan, koşuda bir hayat boyu arkadaşlık edindim, evlendim. Sanırım bu da bana kattığı şeyler arasında sayılabilir.
Londra’ya gelen herkes gözlemleyebilir ki burada koşmamak imkânsız. Pazar sabahları sanki tüm şehir anlaşıp uzun koşuya çıkıyor. Hangi bölgesinde olduğunuzdan bağımsız olarak her an her sokakta koşan birini görebilirsiniz.
Daha önce koşmamış olanları bile başlatabilecek bir havası var Londra’nın. Hâliyle bizi de daha çok bağladı. Rutinim benzer devam etti ama burada daha uzun mesafeleri sevdiğimi fark ettim. Hatta o kadar iyi geldi ki uzun mesafeler, ilk ultra maratonumu bile koştum.
Londra’da çok fazla koşu ekibi var. Herkes kendine uygun bir ekip bulabiliyor. Bizim için de buraya adaptasyon sürecinde koşu en büyük yardımcı oldu.
Tracksmith ile koşuyor ve koşturuyorum. Ayrıca She Runs ekibiyle de koşuyorum. Kadınlara destek olan bir topluluğun parçası olmak beni ayrıca motive ediyor.

İlk Londra Maratonu yarışımı 2024 yılında koştum ve aynı zamanda ilk maratonumdu. Maraton koşmak için hazır olmadığımı düşünüyor ve yetersiz hissediyordum.
Burada en önemli söylemek istediğim şey şu: Lütfen çevrenizi dinlemeyin. Her zaman “zor”, “nasıl yapacaksın” gibi yorumlar olacak. Ama aslında içinizden geldiği şekilde yapabilecek güce sahipsiniz.
Yarışa gelecek olursak… Londra, maraton koşmak isteyen biri için en keyifli parkurlardan biri. 42 kilometre boyunca neredeyse hiç boşluk yok, sürekli bir destek var.
Evlerinin önüne DJ kuranlar, yiyecek ikram edenler, pankartlar… Gerçekten bir festival gibi. Yarış bir noktadan sonra sadece bir koşu olmaktan çıkıyor ve büyük bir topluluğun parçası oluyorsunuz.
Parkur şehrin içinden geçiyor ve sürekli görülecek bir şey var. Greenwich’ten başlayan yarış; Cutty Sark, Tower Bridge, London Eye, Big Ben ve Buckingham gibi noktalarla devam ediyor.
Limehouse bölgesi özellikle 38-39. kilometrede inanılmaz bir enerji sunuyor. Tam yorulduğunuz anda bir festival alanına giriyorsunuz.
Parkur tamamen düz değil ama İstanbul’da koşmuş biri için zorlayıcı sayılmaz. Küçük eğimler var, hazırlıklı olmak yeterli.

Artık herkes vücudunu tanıyor. Bu yüzden çok yönlendirme yapmak doğru değil ama önemli bir nokta var: Kendinize güvenin.
Haftalarca çalıştınız, şimdi sorgulama zamanı değil. Hazırladığınız planı uygulayın ve sürecin tadını çıkarın.
Beslenmenizi, ekipmanınızı önceden deneyin. Daha kısa ve keyifli koşularla devam edin, dinlenmeyi ihmal etmeyin.
Beslenmede antrenmanda denediğiniz plana sadık kalın. Tuz alımına dikkat edin.
Tempo planınızı bozmayın. İyi hissediyorsunuz diye erken hızlanmayın.
Etrafı fark edin, bu deneyimi kaçırmayın.
Finish sonrası için hazırlık yapın.

Raye – Beware… The South London Lover Boy
Charli XCX – 360
Bon Jovi – You Give Love a Bad Name
Koşu sonrası parkta vakit geçirmek en sevdiğim şeylerden biri. Regent’s Park favorim.
Kahve için Monocle ve Hermanos diyebilirim. Ama en güzeli koşarken keşfetmek.
Londra maratonu öncesi birçok etkinlik oluyor. Tracksmith’in shake-out koşusu var ve maraton sonrası poster etkinliği yapıyoruz.
Gelmeyi planlayanlara önceden kayıt yapmalarını öneririm.
Kendi başına koşmak isteyenler için nehir kenarı en iyi seçenek.
Keyfini çıkarın. Yaptığınız şey sıradan değil.
26 Nisan’da bir maraton koşucusu olacaksınız.
Haftalar süren hazırlığın ardından artık son düzlüğe giriliyor. Berfe’nin de söylediği gibi, bu noktada yapılacak en doğru şey hazır olduğuna güvenmek, ritmini korumak ve Londra’nın sunduğu o atmosferin içinde kalmak. Herkese çok keyifli bir maraton süreci diliyor, Berfe’ye de tecrübelerini bize aktardığı için teşekkür ediyoruz.