Geçtiğimiz hafta sonu Uludağ’da gerçekleşen Uludağ Ultra Trail, farklı mesafelerde koşucuları zorlu parkurlarda buluşturdu. Bu yıl 42K parkurunda mücadele eden 21 yaşındaki Sıla Dursun da yarışın start çizgisindeydi. Yaklaşık 12 yıldır sporun içinde olan Sıla, oryantiring ile başlayan spor yolculuğuna son iki yıldır trail koşularıyla devam ediyor.

Biz de Sıla ile koşuya nasıl başladığını, Uludağ hazırlığını, trail koşusuna olan ilgisini ve yarış deneyimini konuştuk.

1. Sıla Dursun kimdir?

21 yaşındayım ve Galatasaray Üniversitesi’nde Sosyoloji ve İletişim bölümlerinde öğrenciyim. Yaklaşık 12 yıldır sporun içindeyim. Oryantiring ile başlayan spor yolculuğum son iki yıldır trail koşularıyla devam ediyor. Koşucu bir ailede büyüdüğüm için aslında hayatımda hep koşu vardı diyebilirim. Bugün de okul hayatımın yanında zamanımın büyük bir kısmını antrenmanlar ve yarışlar oluşturuyor.

2. Koşuyla nasıl tanıştın?

Dediğim gibi koşucu bir ailede büyüdüm, bu nedenle doğduğum andan beri koşunun içindeyim diyebilirim. İlk olarak oryantiring yapıyordum ve o yarışlarda koşuyordum ama babamdan gördüğüm için trail koşularına da her zaman ilgim vardı.

İlk trail yarışım 2019 Efes Ultra Trail’deki 12K parkuruydu. Yarışı yürü-koş yaparak tamamlamıştım. Oryantiringte yarış boyunca yalnızken, trail koşusunda aynı deneyimi başkalarıyla paylaşmak, birbirini desteklemek ve aynı heyecanı yaşamak beni çok etkilemişti. Sanırım “Ben bu spora devam edeceğim.” fikrine beni iten nedenlerden biri buydu.

3. Uludağ 42K nasıl geçti?

Uludağ’da daha önce 16K ve 30K parkurlarını koştuğum için ne kadar zor bir yarış olduğunu biliyordum. Buna rağmen yarış başından sonuna kadar beklediğimden çok daha keyifli geçti. Uzun mesafede sıkılır mıyım diye düşünüyordum ama tam tersini yaşadım. Kendimi hem fiziksel hem de mental olarak çok iyi hissediyordum.

Sakatlık sonrası sağlıkla ve güçlü bir şekilde böylesine zor bir parkuru tamamladığım için çok mutluydum. Finish’e ulaştığımda beni yarış boyunca istasyonlara gelip destekleyen ailemle bunu paylaşmak geçiyordu aklımdan sadece.

4. Parkur ve atmosfer nasıldı?

Parkurda en keyif aldığım bölüm aslında en çok çekindiğim bölümdü. Zeyniler çıkışı koşucular arasında nam salmış bir bölüm ve ben de daha önce bir kez deneyimleyip ne kadar zor olduğunu görmüştüm. Ama bu kez tam tersine, Zeyniler çıkışında kendimi çok iyi hissediyordum. Hatta önümdeki 30K koşucularını motive etmeye çalışıyordum.

En zorlandığım bölüm ise kesinlikle son 5 kilometreydi. Daha önce defalarca koştuğum bir bölüm olmasına rağmen oldukça zorlandım. Bunun tamamen normal olduğunu biliyordum çünkü ilk kez bir yarışta 6 saatin üzerinde parkurda kaldım ve bugüne kadar koştuğum en zorlu parkurdu.

Uludağ’ın atmosferi ise her zamanki gibi muhteşemdi. Şansımıza hava güzeldi, parkur çok keyifliydi ve yarış sonrasında etkinlik alanındaki konserler de hafta sonunu daha da güzelleştirdi. Benim için dolu dolu ve unutulmaz bir deneyimdi.

5. Yarışa nasıl hazırlandın?

Aslında sezon başından beri Uludağ benim hedef yarışımdı. Ancak mayıs ayında yaşadığım sakatlık nedeniyle yaklaşık altı haftalık bir kayıp dönemim oldu. Yarıştan önceki son dört haftada kendimi yeniden iyi hissetmeye başlayınca antrenmanlara döndüm. Çok uzun ya da çok zorlayıcı antrenmanlar yapamadığımdan dolayı antrenörümle birlikte Uludağ’ı sonuç odaklı değil, keyif alacağımız bir yarış olarak değerlendirmeye karar verdik.

Trail yarışlarına hazırlanırken en çok hafta sonu uzun antrenmanlarına önem veriyorum. Bu antrenmanlarda yarışta uygulayacağım beslenme planını da birebir deniyorum. Bence beslenme çoğu zaman antrenmanların görünmeyen kısmı olarak kalıyor. Oysa yarış süresi uzadıkça iyi bir beslenme planı neredeyse kondisyon kadar belirleyici hale geliyor.

6. Trail yarışları mı yoksa yol yarışları mı?

Kesinlikle trail. Genelde insanlar yol koşusundan trail’e geçerken ben tam tersini yaşadım. Trail ile başladım, yol koşusuna ise hâlâ yabancıyım diyebilirim.

Benim için spor, hayatın getirdiği stresten uzaklaşmanın ve şehirden kaçıp doğayla yeniden bağ kurmanın bir yolu. Tüm haftayı okulda ve şehir hayatının içinde geçirince hafta sonu arazi antrenmanlarını gerçekten sabırsızlıkla bekliyorum. Sanırım beni dağlara çeken en büyük şey de bu huzur hissi.

7. Organizasyonu nasıl buldun?

Bence Uludağ Ultra Türkiye’deki en kaliteli organizasyonların başında geliyor. Güvenlik önlemleri, parkur işaretlemeleri ve gönüllülerin ilgisi gerçekten çok başarılıydı. Parkur boyunca kendinizi güvende hissediyorsunuz ve trail yarışlarında bunun en önemli unsurlardan biri olduğunu düşünüyorum.

İstasyonlarda genellikle su ve soda tüketiyorum ama yiyecek çeşitliliğinin de oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Benim için tek eksik, özellikle Zeyniler’e indiğimiz sıcak bölümde soğuk su veya soğuk soda bulamamış olmaktı.

Atmosfere gelince, Engin Çetinay’ın da dediği gibi gerçekten tam bir festival havası vardı. Yarış sonrası çimlere uzanıp soğuk bir bira eşliğinde konser dinlemek günün en keyifli anlarından biriydi.

8. Türkiye’de trail kültürünü nasıl değerlendiriyorsun?

Türkiye’de özellikle trail koşularına ilginin son yıllarda ciddi şekilde arttığını düşünüyorum. Elbette koşu kültürü ve organizasyon kalitesi açısından hâlâ gelişecek çok alanımız var ama bu alan için emek veren organizasyonları ve koşucuları görmek gelecek adına umut verici.

Son yıllardaki global koşu patlamasının etkisini biz de yaşıyoruz. Bunun güzel tarafları olduğu kadar bazı olumsuz tarafları da var. İnsanların hareket etmesini ve doğayla buluşmasını çok değerli buluyorum ancak özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde zaman zaman koşacak alan bulmak bile zorlaşıyor. Şehrin kaosundan uzaklaşmak için başladığımız bu hobide bazen kendimizi başka bir kalabalığın içinde bulabiliyoruz. Özellikle bilinçsiz büyüyen bazı koşu gruplarının yarattığı yoğunluk, koşuda aradığımız sakinliği zaman zaman gölgeleyebiliyor.

Bunun yanında sevindirici gelişmeler de var. Büyük spor markalarının Türkiye pazarına girmesi, koşu topluluklarını desteklemesi, kadın koşucuların trail yarışlarında daha görünür hâle gelmesi ve başarılarının artması beni en çok heyecanlandıran gelişmeler arasında.

9. Uludağ’ı koşacaklara tavsiyelerin Neler?

Öncelikle çok keyif alacaklarını ve uzun süre unutamayacakları bir yarış yaşayacaklarını söyleyebilirim. Parkurlar Türkiye’deki birçok yarışa göre hem daha teknik hem de irtifa nedeniyle daha zorlayıcı.

6K ve 16K parkurlarında koşacaklara, parkurun yoğun olduğu bölümlerde diğer sporculara karşı biraz daha anlayışlı olmalarını ve yol vermelerini tavsiye ederim. 30K ve üzeri parkurlarda yarışacaklara ise parkurların zorluğunu ciddiye almalarını, yarışa kontrollü başlamalarını ve enerjilerini doğru dağıtmalarını öneririm. Bir de özellikle uzun parkurlar için söylemeden geçemeyeceğim bir tavsiye var: Baton en iyi arkadaşınız olacak.

10. Sırada ne var?

Sezonun geri kalanında iki önemli hedefim var. İlki eylül ayında koşacağım Kaçkar 50K. Uludağ’da elde ettiğim sonuçtan güzel elbette ancak hazırlık sürecim istediğim gibi geçmedi. Bu yüzden Kaçkar’a sağlıklı ve daha güzel hazırlanıp potansiyelimi daha iyi yansıtabileceğim bir yarış koşmak istiyorum.

Sezonu ise beni en başta uzun mesafe koşmaya motive eden yarış olan Cappadocia Ultra Trail’de 38K ile tamamlamayı planlıyorum.


Sıla’nın Uludağ’daki 42K deneyimi, trail koşusunun sadece fiziksel bir mücadeleden ibaret olmadığını da gösteriyor. Şimdi ise önünde sezonun kalan yarışları ve yeni parkurlar var.