Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de ikinci kez düzenlenen HYROX, İstanbul’da yüzlerce sporcuyu bir araya getirdi. 8 kilometrelik koşu ve 8 ayrı istasyonundan oluşan bu hibrit yarışta katılımcılar, farklı kategorilerde hem dayanıklılıklarını hem de güçlerini test etti.

Cumartesi ve Pazar olmak üzere HYROX’ta hem Pro Women Solo hem de Women Doubles kategorilerinde yarışan Elisa, aynı zamanda HYROX Ambassador olarak da yeni bir döneme başladı. Yoğun iş hayatı, antrenmanlar, topluluk koşuları ve yarışları bir arada götüren Elisa ile koşu ve HYROX yolculuğunu konuştuk.

1. Elisa Kenar kimdir ve spor ile nasıl tanıştı?

Ben Elisa. Aslında spor hayatım koşuyla değil, 5 yaşında yüzmeyle başladı. Eski milli yüzücüyüm. Yüzmenin ardından su topuna başladım ve uzun yıllar hem milli takımda hem de Galatasaray Spor Kulübü’nde oynadım. Dolayısıyla spor, antrenman disiplini ve yarışma kültürü çocukluğumdan beri hayatımın çok büyük bir parçası.

Profesyonel spor hayatım bittikten sonra daha masa başı bir iş olan yazılım sektörüne geçtim ve kurumsal hayata başladım. Bir noktada düzenli antrenman disiplinini, hedef koymayı ve bir şey için çalışmayı gerçekten özlediğimi fark ettim. Koşu da tam o dönemde hayatıma girdi.

Run Urban ile birlikte 2019’dan beri düzenli koşuyorum. Başlangıçta sadece kendim için yaptığım bir şeyken zamanla yarıştığım, kendime yeni hedefler koyduğum ve çok güçlü bir topluluğun parçası olduğum bir alana dönüştü.

2. Beyaz yaka olmak ve koşu dengesi nasıl ilerliyor?

Benim için koşu artık programımda yer açmaya çalıştığım bir aktivite değil, hayatımın sabitlerinden biri. IT sektöründe çalışıyorum ve günün büyük kısmı bilgisayar, toplantılar ve deadline’lar arasında geçebiliyor. Koşu bütün o yoğunluğun içinde kendime döndüğüm alan.

Bazen sabah çok erken, bazen işten sonra ama mutlaka bir şekilde günün içine giriyor. Özellikle beyaz yaka hayatında fiziksel olarak yorulmaktan çok zihinsel olarak yoruluyoruz. Ben koştuğumda ikisini tekrar dengelediğimi hissediyorum.

3. Run Urban’da pacer olmak senin için ne ifade ediyor?

Pacerlık benim için sadece belirli bir pace’te koşup grubu götürmek değil. İnsanların koşuyla kurduğu ilişkinin bir parçası oluyorsun.

Bazen biri hayatındaki ilk 4K’sını seninle koşuyor, bazen uzun zamandır ulaşamadığı bir pace’i senin grubunda görüyor, bazen de sadece o sabah yataktan kalkıp koşuya gelmesi için yanında birilerinin olduğunu bilmek ona yetiyor.

Birinin gelişimine küçücük de olsa katkı sağlamak pacerlığın benim için en güzel taraflarından biri. Her koşuya yüzde yüzümle gitmeye çalışıyorum ve insanların da koşudan aynı enerjiyle ayrılması için elimden gelenin fazlasını veriyorum.

4. HYROX’ta 2 gün yarıştın. Yarış senin için nasıl geçti?

Çok yoğun ama benim için gerçekten çok özel bir hafta sonuydu. Cumartesi Pro Women Solo’da yarıştım ve 1:17:31 ile kişisel en iyi derecemi yaptım. Önceki İstanbul yarışım 1:23 civarındaydı; dolayısıyla aradaki gelişimi görmek benim için çok değerliydi.

Ertesi gün Duygu’yla Women Doubles’a girdik ve 1:03:44 yaptık. Üstelik podyumu sadece 40 saniyeyle kaçırdık.

Ama hafta sonundan aklımda kalan yalnızca dereceler değil. HYROX topluluğunun Türkiye’de ne kadar büyüdüğünü ve insanların birbirini nasıl desteklediğini görmek de inanılmazdı. Bir noktada kendi yarışınız bitiyor ama gününüz bitmiyor, arkadaşlarınızı desteklemek için tekrar parkura dönüyorsunuz.

5. Koşu ve HYROX arasında kendine en yakın bulduğun taraflar neler?

Aslında HYROX’a “koşudan geçtim” demekten çok, koşunun üzerine başka özellikler ekledim diyebilirim. Çünkü HYROX’un çok büyük bir kısmı hâlâ koşu. Fakat artık koşuyu sled push, sled pull, burpee broad jump, row ve farmer’s carry gibi istasyonların yarattığı yorgunluğun içinde yapmanız gerekiyor.

Sadece hızlı olmak yetmiyor, güçlü, dayanıklı ve mental olarak kontrollü olmanız gerekiyor. Eski yüzücü olmamın getirdiği dayanıklılık ve yarış disiplini, koşuyla geliştirdiğim aerobik kapasite ve son dönemde üzerine koyduğum kuvvet çalışmaları HYROX’ta bir araya geliyor.

6. HYROX’ta seni en çok zorlayan bölüm hangisi?

Farmer’s Carry benim için hâlâ en zorlayıcı istasyonlardan biri çünkü grip (tutuş) gücümü gerçekten çok zorluyor. Ama HYROX’ta asıl “tamam, burası zor” hissi bence tek bir istasyondan çok, istasyonu bitirip tekrar koşmaya başladığınız anlarda geliyor.

Özellikle Pro kategorisinde sled’lerden sonra bacaklarınız çok doluyken yeniden koşu ritmine dönmek ciddi bir mental mücadele. Ama yarışın sevdiğim tarafı da burada başlıyor. Bir kilometrede ya da bir istasyonda kötü hissetmeniz, yarışın geri kalanının kötü geçeceği anlamına gelmiyor.

7. HYROX Elçisi olmak senin için ne ifade ediyor?

Benim için gerçekten çok heyecan verici ve gurur verici. Çünkü HYROX’la ilişkim sadece yarış günü start çizgisine çıkmaktan ibaret değil. Hazırlık sürecini, iyi ve kötü yarışları, gelişimi ve özellikle topluluk tarafını gerçekten seviyorum.

Ambassador olarak HYROX’u Türkiye’de daha fazla insanın deneyimlemesine katkı sağlamak istiyorum. Özellikle insanların “Ben bunu yapabilir miyim?” bariyerini kırabilmek benim için çok değerli.

HYROX’a başlamak için profesyonel sporcu olmanız gerekmiyor, herkes kendi seviyesinden başlayabilir. Ben de kendi sürecimi mümkün olduğunca gerçek haliyle, iyi günler kadar zorlandığım günleri de paylaşarak daha fazla insanı bu dünyanın içine çekmek istiyorum.

8. Beyaz yaka hayatı, koşu, pacerlık ve HYROX’u nasıl bir arada götürüyorsun?

Planlayarak ama bazen biraz da kaosun içinde. Haftada 6-7 gün antrenman yaptığım dönemler oluyor ve bunun yanında tam zamanlı çalışıyorum. O yüzden antrenmanı “boş zamanım olursa yaparım” diye bırakırsam büyük ihtimalle o boş zaman hiç gelmez.

Haftamı mümkün olduğunca önceden planlıyorum. Hangi gün koşu, hangi gün kuvvet, hangi gün topluluk koşusu olduğunu biliyorum. Sabah erken saatleri de çok kullanıyorum.

Tabii her gün kusursuz ilerlemiyor. Bazen iş uzuyor, bazen plan değişiyor, bazen de vücudum dinlenmek istiyor. Sosyalleşmek, aileme, eşime ve köpeğime zaman ayırmak da benim için çok önemli.

O yüzden buna zaman yönetiminden çok öncelik yönetimi diyorum. Her şeye aynı anda yetişmekten ziyade, benim için gerçekten önemli olan şeylere alan yaratmaya çalışıyorum.

9. Koşu topluluklarında insanları koşuya bağlayan şey sence artık sadece koşmak mı?

Kesinlikle değil. Bence koşu hâlâ merkezde ama insanlar artık sadece kilometre yapmak için bir araya gelmiyor. Aidiyet, sosyalleşme, birlikte gelişme ve ortak bir rutin oluşturma tarafı çok güçlendi.

Sabah çok erken saatte tek başına kalkıp 10K koşmakla, seni bekleyen bir topluluğun olduğunu bilerek kalkmak arasında gerçekten büyük fark var.

Biri hayatındaki ilk 4K’sını koşarken bir başkası maratona hazırlanıyor ama koşu bittikten sonra aynı masada kahve içiyorsunuz. Bence insanları koşuya bağlayan en güçlü şeylerden biri de bu aidiyet hissi.

10. Hem koşu hem HYROX tarafında hedeflerin neler?

HYROX tarafında Pro Women’da 1:15’in altını görmek benim için çok net bir hedef. Doubles’ta da 1:03:44’ten sonra sub-60’ın artık ulaşılmaz olmadığını düşünüyorum.

Koşu tarafında ise hızımı geliştirmeye devam etmek ve bunu HYROX performansıma da taşımak istiyorum. Bunun yanında kendimi sadece tek bir koşu disiplinine sıkıştırmak istemiyorum. Önümüzdeki dönemde yol yarışlarına, trail koşularına ve maratonlara daha fazla ağırlık verebilirim.

Uzun vadede hedefim yalnızca daha hızlı koşmak ya da tek bir yarışta daha iyi derece yapmak değil, daha güçlü, daha dayanıklı ve daha komple bir atlet olmak.


Elisa Kenar ile koşu, HYROX ve sporun topluluk tarafı üzerine konuştuk. Önümüzdeki dönemde onun hem koşu hem de HYROX tarafındaki hedeflerini ve bu yolculuğun nereye gideceğini takip etmeye devam edeceğiz. Ayrıca 19 Eylül hafta sonunda İzmir’de ilk defa gerçekleşecek HYROX yarışını da heyecanla bekliyoruz.