Geçtiğimiz haftalarda Tuz Gölü’nün kendine özgü zemini, gece koşusu ve 160 kilometrelik parkuruyla ultra maratonun zorlu mücadelelerinden biri daha geride kaldı. Bu yıl 100 mil kategorisinde yarışan Özgür Sancak 15:32 saatlik derecesi ile parkur rekorunu kırarak yarışı birinci tamamladı.

Biz de Özgür Sancak ile 100 mile hazırlık sürecini, yarış stratejisini, beslenme ve tempo yönetimini, Tuz Gölü’nün koşullarını ve bu özel yarışın onun için taşıdığı anlamı konuştuk.

1. Özgür Sancak kimdir? Koşuyla ilişkin nasıl başladı?

Denizli Devlet Hastanesi’nde ameliyathanede anestezi teknikeri olarak çalışıyorum. Koşuya aslında doğrudan koşarak başlamadım. 2012 yılında sigarayı bıraktığım dönemde bisiklete başladım. İşe bisikletle gidip gelmeye başladım ve zamanla bu benim için bir yaşam biçimine dönüştü.

Daha sonra triatlona geçtim. 2018 yılında olimpik mesafede triatlon yapıyordum. Zaman içerisinde uzun mesafe koşuları beni daha fazla çekmeye başladı ve ultra maratonlara yöneldim.

Bugün koşu benim için sadece bir spor değil. Kendimle baş başa kaldığım, sınırlarımı gördüğüm ve hayatın yoğunluğu içerisinde kendime ait bir alan bulduğum bir şey.

2. Tuz Gölü 100 Mil senin için nasıl bir önemi vardı?

Tuz Gölü benim için biraz farklı bir yarıştı. Spartathlon’dan yaklaşık dört hafta önce koştuğum için aynı zamanda önemli bir hazırlık ve test niteliğindeydi.

Ama yarışın benim için bundan çok daha özel bir anlamı vardı. Bu koşuyu, yakın zamanda kaybettiğim Fatih Tosun hocamın anısına koştum. Fatih hocam benim için sadece bir antrenör değil; çok değerli bir dost ve abiydi.

Yarış boyunca onu sürekli yanımda hissettim. Bu da bana ekstra bir motivasyon verdi.

Sportif açıdan ise kendi yarışımı kontrollü bir şekilde koşmak istiyordum. Sonuçta 17:03’lük parkur rekorunu 15:32’ye çekip yarışı birinci bitirmek benim için çok güzel bir sonuç oldu.

3. 100 Millik bir yarışa hazırlanmak nasıl bir süreç?

100 mil hazırlığında sadece kilometre biriktirmek yeterli değil. Vücudu uzun süre hareket halinde kalmaya, yorgunken koşmaya, beslenmeye ve mental olarak devam etmeye hazırlamak gerekiyor.

Benim hazırlığımda uzun koşular önemli bir yer tuttu. Bunun yanında özellikle yarış yaklaşırken toparlanmaya önem verdim. Çünkü böyle uzun bir yarışta start çizgisine mümkün olduğunca dinç çıkmak gerekiyor.

Bu süreçte Aykut Çelikbaş hocamın da çok önemli katkısı oldu. Özellikle yarış stratejisi konusunda verdiği taktiklere yarış boyunca sadık kaldım.

4. Start çizgisinde nasıl bir stratejiyle başladın?

Startta en önemli hedefim kontrollü başlamaktı. 160 kilometre çok uzun bir mesafe. İlk kilometrelerde kendinizi çok iyi hissedip gereğinden hızlı giderseniz bunun bedelini yarışın ilerleyen bölümünde ödüyorsunuz.

Aykut hocamın verdiği taktiklere sadık kalarak kendi ritmimde başladım. Yarışın başında zaman kazanmaya değil, ilerleyen saatlerde hâlâ koşabilecek durumda olmaya odaklandım.

Bu stratejinin işe yaradığını yarışın sonlarına doğru daha iyi anladım.

5. Yarış boyunca önemli bir kırılma noktası yaşadın mı?

Açıkçası yarış boyunca benim için büyük bir kriz yaşanmadı. Elbette uzun bir yarış olduğu için fiziksel ve mental olarak iniş çıkışlar oluyor ama bunları yönetebildim.

Burada tempo stratejisinin ve beslenmenin çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Gereksiz şekilde hızlanmadım ve vücudumun verdiği sinyallere göre hareket ettim.

Bir de Fatih hocamın anısını yanımda taşımamın çok güçlü bir motivasyon olduğunu düşünüyorum. Zorlandığım anlarda neden orada olduğumu hatırlamak bana güç verdi.

6. Tuz Gölü’nde parkur ve koşullar nasıldı?

Tuz Gölü’nün kendine özgü bir parkuru var. Bazı bölümlerde zeminin yumuşaması koşu ekonomisini etkileyebiliyor. 160 kilometre boyunca aynı zeminde ilerlemek başlı başına bir dayanıklılık gerektiriyor.

Gece koşusu ise farklı bir deneyim. Sıcaklık açısından avantajları olsa da uzun süre karanlıkta koşmanın mental tarafı var.

Benim için önemli olan, şartlar ne olursa olsun tempoyu ve eforu buna göre ayarlayabilmekti.

7. Böyle uzun yarışlarda checkpointler ve destek ekibi ne kadar önemli?

Çok önemli. 160 kilometreyi koşan kişi yarışçı olsa da bu mesafeyi aslında bir ekip olarak tamamlıyorsunuz.

Özellikle dropbag checkpointlerinde Itır’ın bana çok büyük desteği oldu. Diğer destekçi arkadaşlar da yarış boyunca çok ilgiliydiler ve ihtiyaçlarımı zamanında karşılayarak işimi ciddi anlamda kolaylaştırdılar.

Ultra yarışlarda bazen küçük gibi görünen bir destek bile yarışın devamında çok büyük fark yaratabiliyor. Ben bu konuda gerçekten şanslıydım.

8. Beslenme ve tempo yönetimini nasıl yaptın?

Beslenme konusunda yarış öncesinde belirlediğim plana mümkün olduğunca sadık kaldım.

Saatte ortalama 80-90 gram karbonhidrat almaya ve bunu tek seferde yüklenmek yerine saat boyunca mümkün olduğunca yaymaya özen gösterdim.

Ayrıca asitli ve çok soğuk içeceklerden uzak durdum. Midemi mümkün olduğunca rahat tutmaya çalıştım.

Bence ultra yarışlarda beslenme, en az antrenman ve tempo kadar önemli. Bacaklarınız ne kadar iyi olursa olsun enerji yönetimini doğru yapamazsanız bir noktadan sonra yarış sizi bırakabiliyor.

9. Son bölümde mental olarak nasıl kaldın?

Son bölümde Fatih hocamı daha fazla düşündüm. Bu koşuyu onun anısına yapıyor olmak benim için çok güçlü bir motivasyondu. Yarışın her anında onu yanımda hissettim.

Bunun yanında Aykut hocamın verdiği taktiklere bağlı kalmanın verdiği güven vardı. Yarış boyunca gereksiz bir enerji harcamadan ilerlediğim için son bölüme geldiğimde hâlâ koşabiliyordum.

Finish’e yaklaştıkça tabii ki heyecan arttı. Ama finish çizgisini gördüğümde hissettiğim mutluluğun içerisinde dereceden çok, Fatih hocama ithaf ettiğim bu koşuyu tamamlamış olmanın duygusu vardı.

10. Tuz Gölü organizasyonunu nasıl değerlendiriyorsun?

Genel olarak benim için güzel bir yarış deneyimiydi. Özellikle checkpointlerdeki gönüllülerin ve destek ekiplerinin ilgisini çok değerli buluyorum.

160 kilometrelik bir yarışta yarışçının sadece fiziksel olarak değil, mental olarak da desteğe ihtiyacı oluyor. Ben yarış boyunca bu desteği hissettim.

Tuz Gölü’nün kendine özgü parkuru ve atmosferi de yarışa farklı bir karakter kazandırıyor. Benim açımdan hem sportif hem de duygusal olarak unutulmayacak bir yarış oldu.


Özgür Sancak için Tuz Gölü 100 Mil, yalnızca 160 kilometrelik bir ultra maraton değildi. 15:32’lik parkur rekoru ve birincilik, kontrollü tempo, doğru beslenme ve yarış boyunca korunan stratejinin sportif karşılığını ortaya koyarken, Fatih Tosun’un anısına koşulan yarış Sancak için çok daha kişisel bir anlam taşıdı.

Şimdi önünde Spartathlon gibi yeni bir hedef bulunan Özgür Sancak’a, sezonun geri kalanındaki yarışlarında başarılar diliyoruz. Tuz Gölü’nde start alan tüm sporcuları da uzun ve zorlu bu mücadelenin ardından gösterdikleri emek için kutluyoruz.