HYROX; 1 kilometre koşu ve ardından bir fonksiyonel istasyon olacak şekilde 8 turdan oluşan, dünyanın her yerinde aynı formatta uygulanan global bir hibrit yarış. Koşu dayanıklılığı ile kuvvette dayanıklılığı aynı potada eriten bu format, son yıllarda hızla büyüyor ve artık Türkiye’de de güçlü bir karşılık buluyor.

İlk HYROX İstanbul’un ardından; hibrit atlet ve HYROX Performance Coach Burak Edis Emiroğlu ile hem yarış deneyimini hem yaptığı hataları hem de bundan sonrasını konuştuk.

1. Kısaca Burak Edis kimdir?

Ben çok yönlü bir hibrit atletim ve aynı zamanda HYROX ile Hibrit sporlar ve fonksiyonel fitness alanında çalışan bir antrenörüm. Yaklaşık 24 yıldır spor hayatının içindeyim, 20 yaşımdan beri de aktif olarak antrenörlük yapıyorum.
Spor yolculuğum futbolla başladı ama takım sporlarının bana göre olmadığını erken fark ettim. 14 yaşında tenis ve yüzmeye yöneldim, 18’de fitness ve bodybuilding’e geçtim.
20’lerimin ortasında fonksiyonel fitness, 27 yaşımdan 33’e kadar ise orta–uzun mesafe yol koşuları ve trail koşuları hayatımın merkezindeydi. Koşuda Türkiye’de özel yarışlarda dereceler ve galibiyetler elde ettim.
HYROX’u ilk kez 2024’te sosyal medyada duydum ve takip etmeye başladım. Ancak başarılı bir koşu kariyerim vardı ve bunu kırıp tamamen Hyrox’a yönelmeyi tam anlamda düşünememiştim.
2025 yılı ise artık denemeye karar verdiğim yıl oldu. Bir simülasyon yarışmasına katıldıktan sonra o gün karar verdim; koşu kariyerimi kırıp tamamen Hyrox’a odaklanacaktım.

2. HYROX’la ilk karşılaşman nasıldı ve seni ne yakaladı?

2025’teki simülasyon sonrası yarışmaktan duyduğum haz ve bitirdikten sonra hissettiğim duygular daha önce hissettiklerimin ötesindeydi. Yarış bittiğinde şunu fark ettim: Daha önce böyle hissetmemiştim. Bu sadece bir yarış değildi, bir oyun alanıydı. Anladım ki bu spor şu ana dek yaptığım tüm sporlar arasında bana en çok hitap eden ve en çok keyif aldığım branş olacaktı. Yüksek adrenalin, her saniye racing modu, etap etap değişen hareketler bende tamamen oyunlaştırılmış bir yarışma algısı yarattı ve çok keyif aldım. Müthiş bir atmosfere sahip.

HYROX dünyanın her yerinde aynı formatta uygulanıyor. Nerede yarıştığın değil, nasıl yarıştığın önemli. Bu standartlık ve profesyonellik onu farklı kılıyor. Ve 7’den 70’e herkesin deneyebileceği ve tamamlayabileceği türden, teknik kısmı çok az, yarışırken sakatlanma riski en az sporlardan. En önemli iki noktası bu. İçinde koşu var — dünyanın en büyük bireysel sporu. Üzerine fonksiyonel istasyonlar ekleniyor. Ortaya hem dayanıklılığını hem gücünü hem stratejini test eden gerçek bir hibrit yarış çıkıyor. Gerçek anlamda fitness seviyenizi test edebildiğiniz, rekabeti yüksek ama aynı zamanda kendinizle mücadele ettiğiniz, stratejilerle dolu, müthiş bir izleyici kitlesi olan, ve gerçekten kendinizi “atlet” gibi hissedeceğiniz bambaşka bir spor dalının varlığına şahit oluyorsunuz. Tamamen performansa dayalı, teknik karmaşası az ve bu nedenle herkes rahatça yapabiliyor. Çalışmayan kas grubu yok, tüm hareketler farklı yönlerinize hitap ediyor, bedensel sınırlarınızı gerçekten anlayabiliyorsunuz.

Ve en güzeli şu: Dünyanın herhangi bir yerindeki bir yarışa gir, atmosfer aynı. Aynı heyecan, aynı düzen, aynı disiplin. İşte HYROX’u farklı yapan şey bu.

3. HYROX’u ilk kez duyan biri için nasıl anlatırsın?

HYROX, koşuyu merkezine alan ve koşunun 8 farklı fonksiyonel egzersizle birleştiği bir spor dalı. 1 kilometre koşup 1 fonksiyonel egzersiz yaptığımız ve bunu 8 tur tekrarladığımız bir format. Her biri farklı fonksiyonel istasyonlar sizin kuvvette dayanıklılığınızı, patlayıcı gücünüzü, oksijen kapasitenizi test ederken, koşu ise genel dayanıklılığınızı ve laktat toleransınızı sınarken bunların tümü fiziksel performans kapasitenize dayanır.

HYROX herkese uygun bir spor dalı, bir cut off yok, yalnız deneyimlemek istemiyorsan double yarışabilirsin. Ekibinle veya arkadaşlarınla yapmak istersen ise takım olarak 4’lü yarışabiliyorsun. Bu nedenle genci-yaşlısı veya kilolusu-zayıfı herkes yapıyor. Eğlenenler ayrı, yarış kafasıyla gelenler ayrı aynı deneyimi yaşabiliyor. Genel olarak en çok zorlayan kısmı yarışın son fonksiyonel istasyonu olan Wall ball. Bu harekete geldiğinizde nabzı kontrol etmek artık zorlaşıyor ve yorgunluk tavan yapmış oluyor. Bunun yanı sıra Wall ball da yarışın en kompleks hareketi diyebilirim.

4. İlk HYROX İstanbul senin için nasıl geçti?

En büyük beklentim diğer katıldığım yurtdışı yarışlarıyla aynı atmosferi yaşamak ve aynı organizasyon bütünlüğünü görmekti. Bu gerçek anlamda sağlandı. Hem sporcu hem izleyici olarak söyleyebilirim ki, A’dan Z’ye orjinal formatlı bir yurtdışı yarışının aynısı uygulandı. Sporcu olarak bu kadar yüksek sayıda izleyenin olması beni çok mutlu ve motive etti. İzleyici olarak ise alan giriş çıkışları, yeme-içme ve dinlenme yerlerinin konforu, yarışı her açıdan takip edebilme olanağı iyiydi. Tabiiki ülkemizde ilk kez yapılmasından kaynaklı ufak tefek kimsenin hissetmediği sorunlar olmuştur. Ama genel çerçeve çok kuvvetliydi. Son dünya şampiyonu Tim Wenisch de oradaydı. 100’e yakın ülkeden atlet vardı. İstanbul gerçek bir global sahneydi.

5. Yarış içinde aklında en çok kalan an hangisiydi?

İstanbul’da 3 kez yarışma şansı buldum. Single, double ve takım olarak. Açıkçası Türker ile yaptığımız double yarışını unutamıyorum. İkimizde önceki gün single olarak yarışmıştık yorgunluk vardı ama bizi bambaşka bir deneyim bekliyordu. İkimizin de ana yarışı double olmadığı için yarış stratejisini bile yarıştan 4 saat önce kahvaltı yaparken konuşabildik. Yarış başladı her şey planladığımız gibi gidiyordu motorumuzu sonradan açarak ilerleyeceğimizi konuşmuştuk. Yarışın 4. Istasyonuna geldiğimizde artık 2.’liği almıştık. Öndeki ile fark 20 saniyeye düşmüştü. O andan itibaren omuz omuza bir mücadele başladı. Artık yarış başlamıştı. Her istasyonda yan yanaydık. Seyircinin sesi yükseldikçe tempo da yükseldi. Nefesimiz hep enselerindeydi. Son ana kadar süren Türk seyircisinin desteği, isimlerimizin sürekli ana mikrofondan anons edilmesi bunlar unutulmaz dakikalardı. Her ne kadar saniyelerle birinciliği kaçırsak da yaptığımız 51:44’lük tüm zamanların en iyi 100 süresi arasına girdi, dünya rekorundan 3 dakika uzaktayız. Ve evet, tekrar beraber yarışıp limitlerimizi daha da zorlayacağız.

6. Yarışta keşke farklı yapsaydım dediğin neler var?

Single yarışımda açıkçası; profesyoneldim ama o gün profesyonel gibi davranamadım. Kendi evimde yarışmanın verdiği ekstra heyecan, kendime yüklediğim fazla sorumluluk, yarışın ilk 20 dakikasında olması gerektiğinden fazla güç uygulamama sebep oldu. Yarışın başlarında duygularımı kontrol etmekte zorlandım. İlk kez ailem ve arkadaşlarım veya beni tanımayan ama sosyal medyadan takip eden kişiler beni izlemeye gelmişti, çoşku ve tezarühat hat safhadaydı, buna biraz fazla kapıldım. Hyrox bir strateji yarışıdır ve eğer planınıza sadık kalmazsanız bunun cezasını yarışın sonlarında ödersiniz. Ben de bunu mide kramplarıyla, erken tükettiğim enerji depolarımla ve üstümden atamadığım laktik asitle yaşadım. İstediğim süreyi elde edemedim. Neyi farklı yapardım konusunu düşünürken açıkçası nerde ne yanlış yaptığımı o kadar iyi biliyordum ki; yarıştan sadece 1 gün sonra Hyrox yarış takvimini açtım ve sadece 6 gün sonra Polonya’da bir yarış olduğunu görüp hemen kaydoldum. Bu yaptığım tüm hataları telafi etmek için harika bir fırsattı. Polonya’da istasyonlar için yaptığım planlara sadık kaldım, pacingimi (yarış koşu tempomu) nerdeyse her km aynı koştum, yarışa mental olarak rahat, fresh, kaybetme korkusu olmadan, ne yapacağımı bilerek tamamen elite mentalitesi ile katıldım ki en önemli konu mentalitedir. O kadar rahattım ki start alanına son 60 saniye kala girdim. Tüm bunlar ışığında hatalarımı düzelterek İstanbul yarışından yaklaşık 2 dakika daha iyi bir süre elde ederek yarışı 62 dakikanın sonlarında tamamladım.

7. HYROX’ta sporcuların en sık yaptığı hatalar neler?

Plansız ve strateji oluşturmadan yarışmak en büyük handikap. Genel olarak çok hızlı bir ilk kilometre koşusu ve beraberinde ilk istasyon olan Ski-erg’de ekstra iyi perfomans gösterme arzusu atletlerin fazlaca hata yaptığı yerler oluyor. Öğrencilerime de özellikle söylerim, ski-erg’de kazanıp yarışı kaybedebilirsin. Diğer yapılan hatalar ise genelde sledpush ve burpee istasyonlarında oluyor. Harekete başladığın halinle hareketi bitirirkenki halin arasında gözle görülür bir fark varsa vücudunda işte o zaman yarışın kalan yarısı ızdıraba dönebilir. 

Bir de beslenme konusu var elbette.. Vücut anormal derecede karbonhidrat yakıyor. Depolar yeteri kadar doldurulmadıysa yarış esnasında yakıtın tükendiğini hissedebilirsin. O nedenle yarış öncesi ve esnasındaki beslenme de kilit bir faktör.

8. Yarış günü stratejisinde en belirleyici faktör nedir?

İki temel gerçekten söz edebilirim burada. İstasyonlar kuvvette dayanıklılığımızı sergilediğimiz duraklar, buralarda laktak birikimi vücutta tavan yapıyor. Koşuda ise biriken laktatı vücuttan uzaklaştırmaya çalışıyoruz. Yani prensipte aslında koşu alanı bizim rahatladığımız kısım. Kaslardan laktatı uzaklaştırırken ne kadar hızlı koşabilirsen o kadar iyi skor elde ediyorsun, bu da kolay değil elbette. Laktat treshold diye bir terim var hatta, Hyrox’ta çok popüler özellikle. Genel olarak yarışmanın tümü laktat treshold dediğimiz kalp atım bölgesinde gerçekleşmeli, sporcular buna yönelik çalışmalarını ve antrenman planlamasını yapmalı. İstasyonlarda sarfettiğin eforun daha fazlasını koşuda yapmaya çalışmamalısın, koşu her zaman senin güvenli alanın olmalı. 

Roxzone yarışımızın en kritik alanlarından, ben onu 9. Istasyon olarak yorumluyor ve görüyorum. Roxzone aslında bir dinlenme alanı değildir. Koşunun bir parçasıdır. Atletler bu bölgeyi hareketlere giriş çıkış bölgesi olarak gördüğünden daha yavaş ve temkinli oluyorlar. Halbuki dıştaki koşu parkurunun parelelinde yer alıyor ve orada koştuğun süre de genel koşu pace’ine dahil ediliyor. Roxzone’nu da kafamızda koşu parkuru olarak kodlamalıyız; elbette buradan çıkışlarda daha yorgun hissediyoruz. Ama bu yorgunluğu da zaten antrenmanlarda sık sık prova etmeliyiz. Özellikle Hyrox’a özel koşu intervallerinde roxzone’u test ediyoruz. Ve tabiiki Hyrox Conditioning antrenmanları bunları test etmemiz için var. 

9. Türkiye’de HYROX’un gelişimini nasıl görüyorsun?

Sporcular artık ne ile karşılaşacaklarını daha iyi biliyorlar. Bence sonraki yarışa hazırlanma süreçlerini daha iyi ele alacaklardır. Başka bir spor branşı olduğunu yarışan herkes anladı. Sevenler Hyrox’u ilgilendiği ve geliştirmek istediği ana spor branşı olarak görecektir. Farklı spor dallarına ilgisi olanların da artık Hyrox’a ayrı bir ilgisi oluşmuş durumda. İzleyenler sonraki yarışmada denemeyi, yarışanlar ise sonraki yarışma tarihini merakla bekliyor. Hyrox Training Club’ların yaygınlaşmasıyla beraber ilgi giderek artacak gibi gözüküyor. Hyrox, dünyada çok farklı bir konumda; bir kültür ve yaşam biçimi haline gelmiş. Ülkemizde de bu yönde olmasını dilerim. Ayrıca bu Hyrox’un olimpiyatlara girmeye yönelik çalışması da geri planda devam ediyor.

10. HYROX’a başlamak isteyenlere ne söylersin ve sırada hangi yarışlar var?

HYROX sandığın kadar karmaşık değil. HYROX elit sporcuların sahnesi gibi görünür ama aslında normal insanların disiplinle dönüşüm yaşadığı bir platform. Koşabiliyorsan ve temel kuvvet hareketlerini öğrenmeye açıksan başlayabilirsin. Bu kadar basit.

“Ya bitiremezsem?”
Bitirirsin. Çünkü yarış seni bırakmaz. Tempo düşer ama ilerlersin.

“Ya çok zorlanırsam?”
Zorlanacaksın. Ama tam orada bir şey değişiyor. HYROX mükemmel olma yarışı değil, kendinle yüzleşme yarışı.

Başlamak için fit olmana, hazır olmana veya sporcu olmana gerek yok, sen denemek iste; yarış seni zaten finish’e taşıyacak. En kötü ihtimalle çok yorulursun, en iyi ihtimalle kendini yeniden tanımlarsın.

Bu sezonki hedeflerim Pro kategoride 60 dakikanın altına inebilmek. Ve Haziran ayında İsveç’te yapılacak dünya şampiyonasına slot almak. Nisan ayından itibaren artık çok hızlı bir dönemece girmiş olacağım. 15 Nisan’daki Hyrox Rotterdam önümdeki llk Pro yarışım. Tüm odağımı öncelikle buraya yönelttim.

2026/2027 sezonu içinse bambaşka şeyler yapmak istiyorum, umarım farklı bir yazıda hedeflerimi tamamlamış olarak yine sizlerle buluşmuş olurum.


HYROX İstanbul sadece bir yarış değildi; Türkiye’de hibrit sporun nereye evrileceğine dair güçlü bir işaretti. Burak Edis Emiroğlu’nun anlattıkları ise bu sporun yalnızca fiziksel değil, stratejik ve mental bir oyun olduğunu net biçimde gösteriyor. Önümüzdeki dönemde Rotterdam ve dünya şampiyonası hedefiyle yarışmaya devam edecek.