İstanbul Yarı Maratonu, her yıl dünyanın en hızlı yarı maraton parkurlarından birinde binlerce koşucuyu bir araya getiriyor. Bu yıl yarışı tamamlayan isimlerden biri de koşucu, koç ve 568 Endurance kurucu ortağı Mahmut Fehmioğlu’ydu. Prag Yarı Maratonu’nun ardından İstanbul’a gelen Mahmut ile yarış deneyimini, antrenman yaklaşımını ve son yıllarda değişen koşu kültürünü konuştuk.

Uzun yıllar basketbol oynamış ve sporun içinde biri olarak üniversite yıllarının ilk dönemlerinde spordan uzaklaştım. Bir anda kendimi sigara içip kilolu biri olarak fark ettiğimde tekrar spora dönmeye karar verdim. Koşu da hayatıma bu dönemde girdi. Önce kilo vermek için koşmaya başladım, ardından kendimi koşu yarışlarında buldum.
2018 yılında KKTC’deki koşu kültürünün gelişmesine bir nebze de katkıda bulunmak için içerik üretmeye başladım. Hatta birçok kişi beni Bir Tık Ritim olarak biliyor. Şu anda 568 Endurance ekibinin kurucu ortaklarından ve koçlarından biriyim.
Aslında bu üç rol birbirini sürekli besliyor. Koşucu tarafım bana sürecin içinden biri olmayı öğretiyor; antrenmanın zorluklarını, motivasyon kaybını, yarış heyecanını hâlâ birebir yaşayan biriyim. Bu da koçluk tarafımda sporcuları daha iyi anlamamı sağlıyor. Sadece teori anlatan biri değil, aynı yoldan geçen biri olmaya çalışıyorum.
Koçluk tarafı ise bana büyük bir bakış açısı kazandırdı. Her sporcunun farklı bir hikâyesi, hedefi ve motivasyonu olduğunu görmek hem insan ilişkilerimi hem de spora yaklaşımımı değiştirdi. Birinin ilk 5K’sını koşmasına yardımcı olmak da, maraton hedefinde yanında olmak da çok değerli hissettiriyor.
Kurucu tarafında ise iş biraz daha topluluk yaratmaya dönüşüyor. 568 Endurance ile sadece antrenman yapan bir ekip değil; birbirini motive eden, birlikte gelişen ve koşu kültürünü büyüten bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz. Özellikle KKTC’de dayanıklılık sporlarının gelişimine katkı sağlayabilmek bizim için çok anlamlı.
Daha önce dünyanın farklı yerlerinde birçok yarış deneyimlemiş biri olarak İstanbul Yarı Maratonu’nu hiç koşmamıştım. Yaklaşık 3 hafta önce hedef yarışım olan Prag Yarı Maratonu’nda istediğimi yapınca İstanbul’a yarış stresi olmadan geldim. Nitekim yarışı da öyle koştum.
Yarışa gelecek olursak; bir tarafı boğaz, bir tarafı tarih kokan İstanbul gibi değerli bir şehirde koşmak çok keyifliydi. Akıcı bir parkur ve iyi organize edilmiş bir yarıştan başka bir şey isteyemezsiniz.
Dediğim gibi asıl hedefim 3 hafta önceki Prag Yarı Maratonu’ydu. İstanbul’da ise Prag’dan geriye ne kaldıysa onu görmek için koştum.
Geriye saracak olursak, son 2 yıldır hedef yarışlarım hep maraton mesafesindeydi. Yarı maraton hazırlığı, maraton hazırlığına göre daha az yıpratıcı olduğu için süreç çok keyifliydi. İnişler ve çıkışlar illa ki olmuştur ancak hep söylediğimiz gibi amaç her zaman sürece güvenmek.
Aklımda kaldığı kadarıyla Galata Köprüsü çıkışı ve kısa bir bölüm dışında parkur genellikle düzdü. Yarışın sonuna doğru koşu ekiplerinin kurduğu cheer zone’lar çok keyifliydi. 15. kilometre gibi bir kafa rüzgârına girdik, sanırım en yıpratıcı bölüm burasıydı.
Sporcumun negative split yapmasını isterdim. Benim performansım positive split’e yakın bir koşu oldu, hedef olmayınca bütün riskleri aldığım bir yarıştı. 17. kilometrede aynı tempoyu koruyamayacağımı anlamıştım. Sporcumun da güçlü bir finish görmesi beni daha fazla tatmin ederdi.
İstanbul Yarı Maratonu’na hazırlanırken en çok odaklandığım şeylerden biri sürdürülebilir ve dengeli bir antrenman süreci oldu. Yarı maraton mesafesi hem hız hem de dayanıklılığı aynı anda isteyen bir yarış olduğu için sadece kilometre artırmak değil, vücudu doğru şekilde adapte etmek çok önemli. Bu yüzden antrenmanlarda tempo koşuları ve eşik antrenmanları benim için önemli bir yer tuttu.
Bunun yanında recovery kısmına da özellikle dikkat etmeye çalıştım. Çünkü yoğun antrenman yapmak kadar, vücudun o yüklenmeye adapte olabilmesi de sürecin bir parçası. Uyku, beslenme ve kolay koşuların kalitesi bazen en sert antrenmanlardan bile daha fazla fark yaratabiliyor.
Mental tarafın da yarı maraton hazırlığında çok önemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle uzun tempo koşularında yarış hızlarında koşmak, yarış içinde karşılaşabileceğin zor anlara hazırlıklı olmayı sağlıyor. İstanbul Yarı Maratonu hızlı bir yarış. Bu yüzden fiziksel hazırlığın yanında yarış disiplinini korumaya da odaklandım.
Son yıllarda koşu kültürünün çok ciddi şekilde büyüdüğünü düşünüyorum. Eskiden koşu daha bireysel yapılan bir aktivite gibi görülüyordu; bugün ise insanların sosyalleştiği, kendini geliştirdiği ve hatta hayat tarzına dönüştürdüğü bir kültüre evrildi. Özellikle sosyal medya ve toplulukların artmasıyla birlikte insanlar artık koşuya sadece performans odaklı değil, mental ve sosyal bir alan olarak da bakıyor.
Koç tarafımdan baktığımda bunun çok değerli bir gelişme olduğunu düşünüyorum çünkü insanlar artık spora daha bilinçli yaklaşıyor. Antrenman, beslenme ve recovery gibi konular eskisine göre çok daha fazla önemseniyor. Bunun yanında farklı yaşlardan ve seviyelerden insanların koşuya başlaması da çok güzel bir şey. Eskiden yarışlarda daha dar bir kitle görürdük, şimdi ilk 5K’sını koşan biriyle ultra maraton hazırlanan biri aynı topluluğun içinde yer alabiliyor.
Topluluk kurucusu tarafında ise en güzel değişim insanların birbirine ilham vermesi oldu. Bir kişinin dönüşüm hikâyesi başka birinin başlangıç motivasyonu olabiliyor. Biz de 568 Endurance içinde tam olarak bunu oluşturmaya çalışıyoruz: sadece hızlı koşan insanların değil, birlikte gelişmek isteyen insanların olduğu bir kültür yaratmak.
Genel tabloya baktığımda insanların hareket etmeye başlaması, sporla bağ kurması ve kendine yatırım yapması bence çok değerli bir değişim.
İstanbul Yarı Maratonu’nu koşacaklara ilk tavsiyem, yarış sabahına kadar yapılan antrenmanlara güvenmeleri olurdu. Birçok kişi yarış haftasında eksiklerini kapatmaya çalışıyor ama bu dönem artık vücudu dinlendirme ve yarışa hazır hissetme zamanı. Özellikle son günlerde iyi uyku, doğru beslenme ve yeterli sıvı almak performansı düşündüğümüzden daha fazla etkiliyor.
İkinci olarak, yarışa kendi temponuzda başlamanızı öneririm. Yarı maratonlarda ilk kilometrelerin heyecanıyla gereğinden hızlı başlamak en sık yapılan hatalardan biri. İstanbul parkuru çok keyifli ve atmosfer insanı sürüklüyor ama asıl önemli olan enerjiyi yarışın ikinci yarısına taşıyabilmek.
Son olarak da yarışın tadını çıkarmalarını söylerdim. Özellikle İstanbul gibi tarihi ve enerjisi yüksek bir şehirde koşmak gerçekten özel bir deneyim. Sadece dereceye odaklanmadan; atmosferi, seyircileri ve o anı hissetmek gerekiyor. Çünkü bazı yarışlar sadece sonuç değil, yaşattığı hislerle de uzun süre akılda kalıyor.
Bireysel olarak bir sonraki hedef yarışım sene sonu koşulacak Frankfurt Maratonu. Geçmiş hatalarından ders çıkarmış biri olarak daha güçlü bir şekilde 3 saatin altını hedefleyeceğim. Bu süreçte tabii ki Kıbrıs, hatta Türkiye’deki bazı yarışlara ekip olarak katılacağız.