Valencia Maratonu bu yıl birçok koşucu için hızlı derecelere sahne oldu. O gün Valencia’nın hızlı parkurunda kişisel en iyi derecesini koşan isimlerden biri de Kumsal’dı. Pistten yola, kısa mesafelerden maratona uzanan koşu yolculuğunu; Valencia’daki performansını, beslenme stratejisini ve Berlin Maratonu için kazandığı “Fast Runner” statüsünü kendi sözleriyle anlattı.

Koşu yolculuğum 13 yaşımdayken, okuduğum okulun atletizm takımına seçilmemle başladı. 8 yıl boyunca profesyonel olarak atletizm yaptım. Branşım 400m-800m’ydi. Yol koşularıyla tanışmam ise 2013 yılında Nike’ın İstanbul’da başlattığı koşu hareketi sayesinde oldu. Pistten yola geçişim 5K ile başladı, zaman içinde mesafeyi yavaş yavaş artırarak önce 10K’ya, ardından yarı maratona uzattım. Son 3 yıldır ise maraton koşuyorum
Koşu hayatımın çok büyük bir parçası. Aslında koşmadığım bir dönemim hiç olmadığı için koşu benim yaşam tarzım diyebilirim. Hayat arkadaşım ve en yakın dostlarımın hepsi koşu sayesinde hayatıma girdi.
Uzun mesafe koşmak bana hayatın bir simülasyonu gibi geliyor. Uzak bir hedef belirlemek, o hedefe ulaşmak için çalışmak, plan yapmak, yol boyunca sorunlarla karşılaştığında strateji değiştirmek… Tüm bunlar koşuda olduğu kadar hayatta da geçerli. Uzun mesafenin bana kattığı disiplin ve sabrı hayatımın her alanında kullanıyorum.
Valencia Maratonu’nda 3:09:51 ile en iyi maraton süremi koştum. Bir önceki en iyim olan bu yıl Tokyo Maratonu’nda koştuğum 3:15:25’e göre yaklaşık 6 dakikalık bir gelişim göstermek beni çok mutlu etti.
3 saat 10 dakika altı maraton koşmak bir gün ulaşmak istediğim bir hedefti. Bu yarıştaki hedefim ise sadece PB yapmaktı. O yüzden bu performansı, sürecin bana o gün izin verdiği bir sonuç olarak görüyorum.
İlk maratonum olan 2022’deki Amsterdam Maratonu’na antrenör desteği almadan, bireysel olarak hazırlanmıştım. Valencia Maratonu’na ise yaklaşık 1,5 yıldır birlikte çalıştığım antrenörüm Kerem Yıldız ile hazırlandım.
Kerem ile çalışmaya başladıktan sonra hazırlık süreci benim için çok daha net ve sistemli ilerledi. Antrenman periyotlamasını düşünmek zorunda olmamak ve sadece o gün yapacağım antrenmana odaklanmak üzerimdeki yükü azalttı.
Bir diğer önemli fark ise takımım Runformance. Valencia Maratonu’na takımdan yaklaşık 30 kişi katıldık. Hafta sonu uzunlarını birlikte yapmak, maraton hazırlığının en zor kısmını benim için çok daha keyifli hale getirdi.
Valencia Maratonu bu sene ilk defa 20 derecenin üzerinde oldukça sıcak bir havada koşuldu. En zorlayıcı faktör hava sıcaklığı olsa da elektrolit ve sıvı alımını yarış boyunca iyi yönettiğimi hissettim.
Parkur boyunca seyirci desteği hiç eksik olmadı. Yurtdışı bir yarışta kalabalık içinde arkadaşlarımı görmek ve ismimi duymak beni çok yükseltti. Beni en çok güçlendiren an ise 30. kilometrede antrenman arkadaşım Kübra ile tekrar buluşmamız oldu. O noktadan sonra yarışın en zor kısımları çok daha hızlı aktı.

Yarış sabahı starttan yaklaşık 2 saat önce kahvaltımı yaptım. Kızarmış ekmek üzerine labne-reçel ve fıstık ezmesi-bal, yanında kahve tükettim. Isınma öncesinde ise bir muz yedim.
Yarış sırasında her 20 dakikada bir jel ve yanında tuz hapı aldım. Toplamda 9 jel kullandım; bunların üçü kafeinliydi. Her su istasyonunda mutlaka su içtim.
Beslenme stratejimdeki en önemli nokta, yarışta kullandığım hiçbir şeyi ilk kez o gün denememiş olmamdı.

Berlin Maratonu, majör maratonlardan biri ve kura sistemiyle kayıt alıyor. Bunun yanında baraj süreleri bulunuyor. 3:10’un altında bir maraton koştuğum için Berlin Maratonu’nda “Fast Runner” statüsüne geçtim ve bu sayede kuraya girmeden kayıt olma hakkı kazandım. Daha önce iki kez kuraya girmiştim ama çıkmamıştı, bu yüzden benim için ayrıca anlamlı oldu.
Türkiye’de özellikle son yıllarda koşu gruplarının ve kulüplerin artmasıyla birlikte koşu daha paylaşılabilir bir deneyime dönüştü. İnsanlar sadece yarışmak için değil, sürecin bir parçası olmak için koşuyor.
Dünyada da büyük şehir maratonları sadece bir yarış değil, bir deneyim alanı sunuyor. Performans kadar süreci önemseyen bir bakış açısının güçlenmesi koşuyu daha anlamlı kılıyor.
Uzun mesafeye başlamak isteyen kadın koşucular için en önemli tavsiyem, sürece zaman tanımaları. Mesafeler aceleyle değil, sabırla büyüyor.
Bir koşu koçuyla çalışmak ya da bir grubun parçası olmak motivasyonu ciddi şekilde artırıyor. En önemlisi de vücudu dinlemek ve gerektiğinde yavaşlamaktan çekinmemek.
Önümüzdeki yılı biraz daha trail yarışları ağırlıklı planladım. İlk hedefim Transgrancanaria 47K parkurunda start alarak ilk ultra trail yarışımı koşmak.
Şartlar ve takvim uygun olursa hedefli bir maraton da seçenekler arasında. Berlin’i ise en erken 2027’de koşabileceğim gibi görünüyor.
Uzun mesafe koşuları sadece fiziksel dayanıklılıkla değil; sabır, planlama ve istikrarla şekillenen bir sürecin ürünü. Pistten yola, kısa mesafelerden maratona uzanan bu yolculukta her yarış farklı bir deneyim sunuyor ve koşu zamanla bir hedeften çok hayatın parçasına dönüşüyor.
Kumsal’ın pistten maratona uzanan hikâyesi de tam olarak bunu hatırlatıyor. Bu Valencia’daki atmosferi ve deneyimlerini bizle paylaştığı için Kumsal’a teşekkür ediyor, önündeki tüm koşulara aynı keyif ve sağlıkla devam etmesini diliyoruz.