Antalya Ultra’da bu yıl 57K parkurunda kadınlar genel klasmanında birincilik elde eden Natalia Kahraman ile konuştuk. Uzun mesafe koşularına sakin, bilinçli ve acele etmeden yaklaşan Natalia için koşu; yalnızca yarış ve sonuçlardan ibaret değil, hayatın farklı dönemleriyle birlikte evrilen bir denge alanı. Koşuya bakışı, anne olduktan sonra değişen öncelikleri ve ultra mesafelere uzanan yolculuğunu kendi sözleriyle dinledik.

1. Natalia Kahraman Kimdir?

Uzun mesafe koşularına ilgi duyan, maraton ve ultra trail yarışlarına katılan bir amatör koşucuyum. Koşu uzun zamandır hayatımın bir parçası; antrenmanlar, yarışlar ve koşunun kendisi.

Zamanla hayatımda birçok şey değişti. Kızımın doğumundan sonra önceliklerim yavaş yavaş farklılaştı. Spor hayatımdan hiç çıkmadı ama artık tek odak noktam değil. Bugün zamanımın ve enerjimin büyük bir kısmını kızıma ayırıyorum ve bu benim için bilinçli ve çok önemli bir tercih.

Buna rağmen koşu benim için hâlâ özel bir alan. Kendimle baş başa kaldığım, zihinsel olarak toparlandığım ve denge bulduğum bir zaman. Antrenmanlara bakışım da değişti; acele etmeden, kendime baskı kurmadan, kendi kaynaklarıma daha fazla saygı duyarak koşuyorum. Belki eskisi kadar “kovalamıyorum”, ama sürecin kendisini çok daha fazla kıymetli buluyorum.

2. Koşuya Başlangıç ve Ultra Yolculuğu

Koşuya Rusya’da, okul yıllarımda beden eğitimi derslerinde başladım. 7. sınıfta, 13 yaşındayken, okulda yapılan kontrol koşularında 1000–2000 metre mesafelerde yalnızca kendi sınıfımdaki arkadaşlarımı değil, üst sınıflardaki öğrencileri de geçiyordum. Beden eğitimi öğretmenim bunu fark etti ve beni atletizmle daha ciddi şekilde ilgilenmeye yönlendirerek bir spor kulübüne gitmem konusunda ısrar etti.

Başta çok korkmuştum ama yine de gitmeye karar verdim. İlk antrenörüm bir maratoncuydu, ancak o dönemde maratonun ne olduğunu ve kaç kilometre olduğunu bile bilmiyordum. Mesafeler ve tanımlar üzerine düşünmeden, sadece antrenman yapıyordum.

Yaklaşık bir ay sonra atletizm branşında Rusya’nın onursal antrenörü ve spor ustası olan bir antrenörün gözetiminde çalışmaya başladım. Bu geçiş beni tamamen koşu dünyasının içine çekti. O andan itibaren koşu benim için bir alışkanlık, bir hedef ve hayatımın ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Zamanla dayanıklılığımın artması ve uzun mesafelere olan ilgimin gelişmesiyle birlikte bu yol beni doğal bir şekilde ultra mesafelere taşıdı.

3. Antalya Ultra 57K Hazırlığı

Hazırlık sürecim her zaman olduğu gibi planlı ve disiplinli geçti. Antrenman hacmini kademeli olarak artırdım ve özellikle uzun koşulara odaklandım. Antrenmanlarımın büyük bir kısmını asfalt zeminde yapıyorum ve trail yarışları için özel bir hazırlık süreci uygulamıyorum.

Trail yarışlarına, kendi hislerime güvenerek katılıyorum. Bazen ortam değişikliği, engebeli arazide ve yokuşlarda koşma isteği ya da sadece yarış heyecanı beni bu tür startlara yönlendiriyor.

Antalya Ultra 57K’ya üçüncü kez katılıyor olmam, beni nelerin beklediğini önceden bilmemi sağladı. Bu sayede mental olarak daha sakindim; zor anlara hazırlıklı olmaya, sabırlı kalmaya ve yarış boyunca kontrollü bir şekilde ilerlemeye odaklandım.

4. Yarış Günü ve Parkur

Yarış günü zorluydu ama benim için sürpriz değildi. Parkuru daha önce koştuğum için teknik bölümleri ve uzun tırmanışları biliyor, buna göre hazır hissediyordum.

Asıl zorlayıcı olan hava koşullarıydı. Saklıkent’e doğru olan tırmanışta karşılaştığımız güçlü rüzgâr ve soğuk, yüksek konsantrasyon ve sabır gerektirdi ve yarış gününün en akılda kalan anı oldu.

Buna rağmen organizasyonun akıcı olması, bu zorlu şartlarda tamamen koşuya ve kendi yarış taktiğime odaklanmamı sağladı.

5. Beslenme ve Enerji Yönetimi

Açıkçası günlük antrenmanlarımda çoğu zaman aç karnına koşuyorum. Sabah erken saatlerde antrenman yaptığım için vücudum yıllar içinde buna alıştı; hafif koşulardan tempolu ve uzun antrenmanlara kadar bu şekilde koşabiliyorum. Benim için en önemli konu yeterli sıvı alımını sağlamak.

Bu nedenle 57 km’lik yarış için çok katı bir beslenme planım yoktu. Yarış sabahı starttan yaklaşık iki saat önce kendimi zorlayarak bir kase bal ile yulaf yedim.

Yarış sırasında yanıma aldığım jelleri hiç kullanmadım. İlk beslenme noktalarında su ve kola içtim. 30. kilometreden sonra limon ve tuz aldım, ardından bisküvi ve muz yedim. 43. kilometrede ise çay içip epeyce bisküvi tükettiğimi hatırlıyorum.

Herkesin vücudu farklı ve beslenme tercihleri de kişisel. En önemlisi, kendi vücudunu dinlemek ve sana en uygun olanı bulmak.

6. Kadınlar Genel Birinciliği

Kadınlar genel klasmanında birincilik almak elbette her zaman çok mutlu edici ve güzel bir duygu. Ancak benim için bu sonuç sadece tek bir gün ya da tek bir yarışla ilgili değil.

Bu, yıllar boyunca verilen emeğin, sabrın ve koşuyla aramda adım adım kurduğum ilişkinin bir yansıması. Bu kürsü, kendime doğru yolda olduğumu gösteren bir kanıt. Yaptıklarımın boşuna olmadığını ve hem koşuda hem de hayatta kendi yolumu nasıl inşa ettiğime güvenebileceğimi hatırlatıyor.

Bu birinciliği bir zirve olarak görmüyorum. Daha çok içsel bir sakinlik ve güven hissi.

7. Anne Olmak ve Spor

Kadın ve anne olmak, spora bakışımı değiştirdi. Her şeyi yetiştirebilmek için antrenmanlarımı herkes uyurken sabah erken yapıyor ve kızım uyanmadan önce geri dönüyorum.

Bazen planı uygulayamadığım ya da antrenmanı erken bitirmek zorunda kaldığım oluyor. Açıkçası bazen kendimi suçlu hissediyorum ama bunun normal olduğunu kabul etmeyi öğrendim.

Spor benim için hâlâ bir toparlanma ve denge alanı. Artık kısa veya hafif antrenmanların da yeterli olabileceğini kabul ediyorum. Önemli olan bunun strese dönüşmemesi.

8. Sıradaki Hedefler

Uzun zamandır aklımda olan bir hedefim var: bir gün 100 km koşmak. Fiziksel olarak buna hazır olduğumu hissediyorum ama içsel dengeyi korumak benim için daha önemli.

Yakın vadede Bodrum Ultra Maratonu’nda büyük ihtimalle 60 km parkurunda start alacağım. Alanya Ultra Trail’e de katılmak istiyorum, ardından Runtalya Maratonu planlarım arasında. Sonrasında ise Mezopotamya Trail ve özellikle 90 km mesafesi hâlâ aklımda.


Natalia Kahraman’ın hikâyesi, koşunun sadece daha hızlı ya da daha uzun mesafelerle ilgili olmadığını; hayatın farklı dönemlerine uyum sağlayarak, sakinlik ve dengeyle de sürdürülebileceğini hatırlatıyor. Antalya Ultra’daki birinciliği kadar, sürece yaklaşımı ve koşuyla kurduğu ilişki de ilham verici. Koşunun ona bu şekilde iyi gelmeye devam etmesini diliyoruz.